Yazı yazmaya başlayınca etrafı farklı görmeye de başlıyorsunuz.

Ağaçları,evleri,evlerin boyasını daha farklı görüyorsunuz. Yeşili daha yeşil maviyi daha mavi. Mavi deyip geçmiyoruz denize veya yeşil deyip geçmiyoruz ağaçlara. Ağaçlar benim dünyamda ben ne renk istersem o renktir. Neden kırmızı bir ağaç olmasın? İmkansızı öğretmeliyiz belki de çocuklarımıza. “Ağaçlar yeşildir” yerine “eğer istersen pembe  bir ağaç görebilirsin gözlerini kapatınca” demeliyiz. Bir ağaç neden pembe olmasın ki çocuk pembeyi çok seviyorsa.

    

“Bu sokağı çok beğendim”

Engin denizlerde dolaşan balıklara ve iki mavi örtünün arasında özgürce oynaşan kuşlara bakışınız değişiyor. Şarkıları dinlemiyorsunuz mesela,hissediyorsunuz hatta yaşıyorsunuz. Kitapları anlıyorsunuz. Kitap oluveriyorsunuz. Bir bakmışsınız aşk kitabındaki hüzünlü aşık veya polisiye romanındaki  güçlü dedektif oluvermişsiniz. Hiç geçmediğim yollar tanıdık geliyor bana. Bu hissi unutamıyorum. Ordu sokaklarında yürürken daha önce bulunmadığım bir sokağa uğradım. “Evet evet! Bu sokak romanda yürüdüğüm sokağa ne kadar da çok benziyor.”
    

Kalemlerimin rengi daha çok canlandı gözümde. Bu kalem bu kadar mor muydu sahi? Dağınık masama bir bakıyorum sol tarafımda öğrencisi olduğum çocuk gelişimi kitapları sağ tarafımda not defterlerim ve öğrenicisi olduğum dini kitaplarım. Ne çok emek var bu masada, ne çok karanlık var bu odada. Yoldaşımın üzeri silgi kırıntılarıyla dolmuş. O silgi kırıntıları bir nevi hayatımı anlatmıyor mu? Ne kadar çok yazıp yazıp sildiğimi, silmekten parçalanan kâğıtlarımı anlatıyor bana. Ben bu renkli kalemlerimle, emektar silgi kırıntılarımla ve omzumu yaslayabildiğim yoldaş masamda dirseklerimi çürütmeye devam edeceğim. Bu arada dostlar sizler de bir bakın evinizin koca gözlerinden dışarıya,dışarıdaki pembe ağaçlara.

Yazan:

Mervegül KOCAKOÇ

Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisi olan Mervegül Kocakoç aslen Ordu ili Çaybaşı ilçesindendir.