GENÇ YETENEK ALEXA MOON KİMDİR?

Son zamanlarda internette sıkça karşılaştığımız bir sanatçıdan bahsedeceğim size. Alexa Moon’u tanıyacaksınız. Güzelliği, yeteneği, başarısı ile ön planda olan bir genç yetenek Alexa Moon. Peki Alexa Moon kimdir? Buyurun tanıyalım.

GENÇ YETENEK ALEXA MOON KİMDİR?

Merhaba Alexa, kendini bize tanıtır mısın?

Merhaba, ben Alexa Moon, 20 Haziran 2002’de İzmir’de doğdum, 19 yaşındayım. Bağımsız (indie) müzik sanatçısıyım. Bugüne kadar yayınladığım işbirliği parçalar haricinde tüm parçalarımın vokalistliğini, söz yazarlığını, besteciliğini,
enstrümanistliğini ve prodüktörlüğünü tek başıma üstlendim. Buna “indepedent music” yani bağımsız müzik deniyor. Ağırlıklı olarak Pop-folk ve edm türünde şarkılar yayınladım. Müzik kariyerimin yanı sıra elektrik-elektronik mühendisliği 1. sınıf öğrencisiyim. İki buçuk yıllık da bir KSK voleybol geçmişim var.

Müziği hayatımda bir milat olarak kabul ediyorum, müzik yapmadan önce resim ve voleybola ağırlık veriyordum bir yandan TEOG’a hazırlanıyordum, hem sınav yılı antrenman saatleri sıklığı ve aşırı yorulmam dolayısıyla, hem de verdiğim emeğin karşılığını alamayacağımı anladığım anda voleybolu bıraktım. Müzik yapmaya başladıktan sonra neredeyse zamanımın tamamını müziğe vermeye başladım. Kalan zamanda da workout ile ilgilendim. Üniversite sınavına hazırlandığım yıllarda müziğe ilk defa gerçek anlamda ara vermiştim. Şimdi de durum farklı sayılmaz. Üniversitede okul voleybol takımı ve müzik kulübü hayallerim suya düştü. Bölümüm daha şimdiden fazlasıyla ağır.

Pandemi döneminde hayata bakışım, gelecek planlarım da fazlasıyla değişti, o yüzden “bunda da varmış bir hayır” diyorum. Biraz hakkımda az bilinenlerden bahsedecek olursak, denizi, yüzmeyi çok severim, 10 yıllık bir deniz kabuğu koleksiyonum var. Talk show izlemeye bayılırım, ekstrem sporlarını -denemeye henüz cesaretim olmasa da- izlemekten çok keyif alıyorum okumayı severim, yazmayı da seviyorum hatta şarkı sözü yazmaya şiir ve roman yazmayı deneyerek başladım diyebilirim. Bilim-teknik, teknoloji işinin de zaten içindeyim, araştırmaya, yeni şeyler öğrenmeye bayılıyorum, her konuda az çok bilgi sahibi olmaya çalışıyorum.

Alexa Moon kendi adın mı yoksa sanat kimliğin mi?

Alexa MOON benim sanat kimliğim, gerçek adımı şimdilik paylaşmayı düşünmüyorum ama dilerseniz bu isme nasıl karar verdiğimden bahsedebilirim. Çünkü özellikle de genelde bu konu hakkında çok fazla soru alıyorum fakat henüz cevaplayamamıştım, bu röportajla birlikte bu konuya da açıklık getirebiliriz diye umuyorum. 


Gerçek adımı seviyorum ve kendime çok yakıştırıyorum fakat müzik yapmaya, bu endüstride yerimi almaya karar verdiğim an ne tarz müzik yapacağımı ve hangi dilde yapacağımı gözden geçirerek bir sahne adım olması gerektiğine karar verdim. Öyle ki bu ismi hep taşıyacaktım ve benimle tamamen bütünleşeceği için anlamlı olması gerekiyordu. Ciddi bir “yabancı isimler ve anlamları” araştırması yapmıştım ama bir türlü hiçbir ismi kendime yakıştıramıyordum, insanın kendine isim seçmesi ne zormuş! Bir yandan da çevremden gelecek tepkileri düşünüyordum, bilirsiniz, İngilizce müzik yapacağım yetmiyormuş gibi bir de kendime isim seçiyorum falan. Bu tarz şeylere zaten aldırış etmedim ve çok büyük bir tepki de gelmedi, herkes aslında “bu kız ne yaptığını biliyor” tavrındaydı. 


Alexa benim eskiden İngilizce öğrenmeye başladığım sıralar kullandığım lakabımdı, aklıma nasıl geldi bilmiyorum, ister istemez buna alışmıştım. Sonra anlamına baktım ve orijinalinin Alexandros’tan gelen bir Yunan adı olduğunu ve anlamınında “insanlığın koruyucusu, savunucusu” olduğunu öğrendiğim an çok etkilendim. Kelimelerin gücüne ve enerjisine çok inanırım, hep söylediğim bir şey var, müzik benim hayatımı kurtardı, icat edilmemiş olsaydı muhtemelen ben icat ederdim. Bu yüzden benim de müziğimle hedeflediğim şey tam olarak insanların duygularına ortak olmak, yaşadıklarında onlara destek olmak ve belki de hayatlarını kurtarmak olduğu için şüphesiz bu isme karar verdim. Peki “Moon” nereden geldi derseniz sahne adım kendimden bir parça taşımalıydı ve bu da gerçek adımın anlamında geçen “ay” kelimesi oldu. Çok sevdiğim anonim bir söz var “Herkes hayatını aydınlatan Güneş olmak ister ama ben senin Ay’ın olacağım, en karanlık saatlerinde parlayan.” (Everyone wants to be the sun that lights up your life, but I will be your moon that shines during your darkest hours.) Tıpkı müziğimle hedeflediğimi hatırlattı bana, böylece yıllardır kullandığım sanat kimliğim ortaya çıkmış oldu.

Müzik ile ilgilenmek sana ne hissettiriyor?

Müzik benim hayatımın en önemli parçası. Hayatımın her anında ona koşarım. Sevincimi, hüznümü onunla yaşarım! Her zaman yanımdadır, benim en büyük dostum, sırdaşımdır. Bir dinleyici olarak da üretici olarak da şarkı sözlerine çok önem veririm, kendimden bir şeyler bulurum. Bazen şarkının intro, bazen outro, bazen solo kısımları beni alır başka yerlere götürür. Her şarkının bende bir hikayesi vardır; hem dinlediklerimin hem kendi ürettiklerimin. İşte bunu seviyorum. Müzik yapmayı da dinlemek kadar zevkli buluyorum. Kısacası Nietzsche’nin de söylediği gibi “Müziksiz bir hayat, büyük bir hata olurdu.”

Müziğe ne zaman ve nasıl başladın?

Hep hayatımda olan ve hala aşırı hayranlık duyduğum bir sanattır kendileri. Fakat nedense kendime göre çekincelerim vardı, en basiti sınıfta şarkı söylemek isterdim ama çok utanırdım. Bu işi yapanların cidden kutsanmış kişiler olduğunu düşünürdüm, müziği ve müzisyenleri gözümde çok çok büyütürdüm. Sanırım tüm bunlar bu konuda yeteneğim olup olmadığını bilmediğim ve bunu nasıl keşfedeceğim hakkında en ufak bir fikrim olmadığı içindi.

İlkokulda gitarı olan arkadaşlarım vardı müzik dersine getirirlerdi, büyülenmiş gibi bakardım gitarlara. Hatta bir keresinde gitara sadece dokunmak için izin istediğimi ve arkadaşın izin vermediğini hatırlıyorum; herkes gitarını hunharca çekiştirirken… MŞimdi çok komik geliyor. İlerleyen zamanlarda yavaş yavaş şarkı söylemeye başlamıştım, yine İngilizce söylüyordum, tüm müzik derslerine hazırlıklı giderdim, kimsenin takmadığı sınavlara o zaman tek enstrümanım flütle ben evde çalışırdım. Yıllar sonra bir gün karar verdim, bunu ailemle de paylaştım “ben müzik yapmak istiyorum ve bir gitara ihtiyacım var.” dedim. Onlar da benim bu yoldaki en büyük destekçim oldu. İlk gitarımı aldığımda hala benim olduğuna inanamadığımı çok net hatırlıyorum. Asla unutamadığım anlardan biridir. Orta sondaydım, mayıs ayıydı ve yaz tatiline girmeden çalmaya başlamıştım; ellerim kanarcasına sürekli… Gitar almadan önce milyonlarca video izlemiştim ama o ilk gün çalmayı o kadar bilmiyorum ki, tüm tellere rastgele vuruyorum. Sağ-sol el senkronizasyonu desen sıfır. Gitarı aldığım gün hemen istediğim her şarkıyı çalabileceğimi zannediyordum.

Gitar veya İngilizce kursuna hiç gitmedim, çalmayı öğrendiğim ilk şarkı Shawn Mendes’in Imagination şarkısıdır. İlk haftadan öğrenmiştim ama gitar işi ciddi pratik işidir. Sürekli kayıt alıyordum, eski kayıtlarımı yıllar sonra dinleme fırsatım oldu. Çok hoş aslında, şimdi öyle çal deseniz çalamam, notalar doğru ama tellere vurmaya kıyamamışım sanki.

Gelecek planların nelerdir?

Müziğin biraz da şans işi olduğunu söylemeye gerek yoktur herhalde. Bana kalsa ömrümün sonuna kadar icra etmek isteyeceğim iş müziktir. En büyük hayalim dünyaca verilen müzik ödüllerini kazanarak ülkemi tüm dünyada temsil edebilmek, binlerce insana o dev sahnelerde konserler verebilmek… Ne zaman konser izlesem aşırı duygulanırım. Oraya herkes seni görmeye, şarkılarını dinlemeye ve sana eşlik etmeye gelmiş. Şarkılarını hepsi ezbere biliyor ve sen sahneye girerken seni mükemmel bir enerjiyle, sevinç çığlıklarıyla karşılıyorlar. Eminim bu tarifsiz bir duygudur. Birçok insanın kalbini kazanmak ve onlarla bir arada bulunmak, senin tanımadığın ama seni tanıyan ve seven birçok insan… Seni gördükleri için mutlu oluyorlar ve hayallerini gerçekleştirmiş oluyorsun o sahnede. Onları asla hayal kırıklığına uğratmamalısın. Aslında bu çok ciddi bir sorumluluk. Ama şu koşullarda, ne olur hiç bilmiyorum, asla hayallerimden vazgeçmek gibi bir niyetim yok ancak müzik adına geleceğim tamamen dinleyicilerimin desteğine bağlı. Ben her geçen gün elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ama bu hayata bir kere geldim işimi şansa bırakamazdım. Şu an yatırımımı okuduğum bölüm üzerine yapıyorum, vaktimi tamamen buna harcıyorum. Vizyon-misyon sahibi olmak benim için en önemlisi. Üniversiteye başlamadan önce bana böyle deseler çok öfkelenirdim ama gerçek olan bu. Çünkü bu günleri geri getiremeyeceğimi artık biliyorum.

Şarkı söylemek, yazmak hatta daha fazlası sana yorucu gelmiyor mu? Hiç pes etmeyi düşündün mü?

Ailem de bilir, yeri geldi dedim ki “ders çalışmak daha kolay.” Bunu en çok albüm yapım sürecinde dile getirdim. Çünkü evet bahsettiğiniz gibi müzik yapım sürecinin en başından sonuna kadar eli taşın altında olan benim, tüm yük sadece benim üzerimde. Ve işin en zor kısmı albümü bir ay içerisinde distribütöre yollayabilmekti, zaman aşırı dar ve çok dikkat gerektiren bir iş. Tüm malzemeleri topladığınızda iş bilgisayar başında günlerce uğraşmaya geliyor. Normalde 8 şarkılık bir albümü bir kişinin 1 ay içerisinde tek başına çıkarabilmesi imkansız bir şey. Şarkı sözleri ve şarkıların iskeleti az çok belli olmasaydı ve ben günlerce uyumadan, bir ay boyunca günümün yaklaşık 12-13 saatini buna ayırmasaydım mümkün olmayacaktı. Yorucu olan kısım buydu aslında, dar vakitte çok fazla şey yapmaya çalışmak. Kulaklarımın yorulduğunu hissettim, kulak hiç yorulur mu diyeceksiniz ama gerçekten yorulmuştu. Bu kadar yorulduğuma ailem de şahit oldukları için haliyle üzülüyorlardı, en az onlar kadar ben de kendime “bunu yapmak zorunda mısın?” diye sordum. Hayır. Belki de değildim. Sadece bu benim hayalimdi.

14 yaşında yazmaya başladığım şarkıların, herkese yıllardır çıkaracağımı bahsettiğim o albümün artık çıkması gerekiyordu. Çünkü yıldan yıla kendimi geliştiriyordum ve 5 yıl içinde yaklaşık 50 küsur daha beste oluşturmuştum, yani bu şarkılar artık eskimeye başlamıştı benim gözümde. Çünkü çok daha iyileri vardı elimde. Ama bu albümü yayınlamadan onlara başlayamazdım. Tüm yıl üniversite sınavına hazırlanmıştım, onun yorgunluğuyla hiç ara vermeden işbirliği çalışmalarına koyuldum ve yine hiç dinlenmeden bir yandan albümle uğraşıyordum bir yandan üniversite tercih listesi falan oluşturuyordum. Aynı evde olduğum ailemin bile yüzünü doğru düzgün görmüyordum. Hayatımın gelmiş geçmiş en stresli zamanlarıydı. Sonuçlar açıklandı, kayıtlar yapıldı, üniversite için bavulumu hazırladım. Ertesi gün gideceğim. O son gün tüm gece boyunca şarkıları distribütöre yollamakla uğraşmıştım. Kendimi daha beni bekleyen yeni hayatıma psikolojik açıdan hazırlayamadan yorgun bir şekilde başlayacaktım. Bana göre yazım süreci yorucu değil, sadece ilham perilerinizin ne zaman geleceği hiç belli olmuyor. Dersteyim aklıma bir melodi geldi o anda ses kaydı alma şansım yok, dersin sonuna kadar kafamda tekrar edip ders bitince hemen kayıt almıştım. Kayıt alınmayan melodiler unutulup gidiyor, sözleri yazayım melodiyi hatırlarım diyorsun ama bir bakmışsın uçmuş gitmiş. Böyle kaç tane hit olabilecek şarkıyı kaybetmişimdir kim bilir. İşbirliği için yazmam gereken bir şarkı vardı 3 hafta olmuştu sadece bir cümle yazabilmiştim, çıldırmak üzereydim. Yazıda bana göre tek zor kısım ana diliniz olmayan bir dilde şarkı yapıyorsanız çok daha dikkatli olmanız gerekiyor. Bu da çok fazla kontrol gerektiriyor. Ben genelde grammar kurallarına da fazlasıyla dikkat ederim ama bunun şarkının müzikalliğini bozmuyor olması gerekir. Bana nasıl yazıyorsun diye soruyorlar, önce Türkçe duygu seline kapılıp aklıma gelenleri yazıp çevirdiğim de oluyor, direkt İngilizce yazdığım da çok oluyor. Anahtar kelimeleri, çağrıştırdıklarını yazıyorum.

Beste süreci daha keyifli. Şarkının oluşmaya başladığını hissettiriyor. Mesela yine soruyorlar önce söz yazıp beste mi yapıyorsun yoksa tam tersi mi vs. diye. Aynı anda yaptığım da oluyor aslında. Bir kere zaten melodi aklıma geldi mi o iş tamamdır, sonra iş nota yazmaya gelir hemen gitarımı kaparım, veya sözler vardır melodi yoktur, gitarımla melodi üretmeye çalışırım. Sonrası kayda bakıyor. Son kez her şeyi kontrol edip kayda geçiyorum ama yine de hatalar olabiliyor mu, oluyor. Kayıt çok çok zaman alıyor ve çok yorucu geçiyor. Demo kayıtlar yapıyorum önce tek kanallı. Ama gerçek kayıtlarda sadece gitar için ortalama 20 kanal kullanıyorum. Bundan kastım farklı şekillerde çalmak, aynı şekilde vokaller de öyle. Mix-mastering aşamasında bu kanallar 2-3 katına çıkıyor zaten. Sonra kötü olanları elemeye başlıyorum. Vokal kaydından önce ise bazı kelimelerin telaffuzlarından emin olmak adına tekrar bakıp dinliyorum, yaklaşık yarım saat ses egzersizleri yapıp sesimi tamamen açtığımdan emin olduktan sonra kayda başlıyorum. Bu ses egzersiz süresini iyi ayarlamak lazım çünkü çok zorlayınca bu sefer henüz kayda başlamadan sesiniz kısılabiliyor. Albümde her gün bir şarkının vokal kaydını aldım sonra da her gün her biri için back vokal kaydı aldım. Gitar kayıtlarının tüm kanallarını her bir şarkı için aynı gün kaydetmiştim. Beni pes etmeye itebilecek tek şey şarkılarımın değer görmemesi olur. Çünkü arka planda ciddi bir emek harcanıyor. Siz sadece bitmiş halini duyuyorsunuz.

Örnek aldığın ünlü isimler var mı?

Ünlülerden bahsetmeden önce öncelikle hayatımı borçlu olduğum iki büyük insana teşekkür etmek istiyorum. Ben zaten tek çocuğum bir annem, bir babam var, Allah başımdan eksik etmesin. İkisi de benim her şeyim ama babamla olan ilişkimiz bambaşka. Eğer ben bugün böyle bir insansam, bunca işleri başardıysam onun sayesinde. Hayatımda attığım her adımda yanımdaydı, mutluluğum için maddi – manevi ne gerekiyorsa bunu sağladı. Müzikle büyüdüm onun sayesinde, müzik sevgimin başlıca kaynağıyla şimdi de meslektaş olduk. Bana saatlerce verdiği nasihatler gösterdiği yollar olmasaydı mümkün değildi bunların hiçbiri. Düşünüyorum da babam resmen kendini bana adamış. Bunları söylerken gözlerim doluyor ona o kadar çok minnettarım ki hakkı asla ödenmez. Babam olduğu için öyle mutluyum ve öyle gururluyum ki. Ben de ona layık olmaya çalışıyorum. Bu yüzden öncelikle başlıca rol modelim babamdır. Bunun haricinde beni ve hayatımı Hannah Montana’ya benzetiyorlar hatta bir abi bana “İzmirli Hannah Montana” lakabını takmıştı. Benimle tanışan insanlar müzisyen yanımı çok geç öğreniyorlar çünkü bahsi geçmedikçe açmıyorum. O bir bakıma farklı bir kişilik benim için ve aslında öyle olması gerekiyor. Etkilendiğim ünlü isimlerden biri bu yüzden evet Miley Cyrus. Çok severim, Hannah Montana’nın da çok büyük hayranıydım. Onun tarzından özellikle Hannah Montana zamanlarından aşırı etkilenmiştim, sürekli rüyalarıma giriyordu. Ama şu durum kasıtlı yaptığım bir şey değildi. Hannah Montana’ya benzediğimi ben de sonradan fark ettim. Diğer bir isim ise Shawn Mendes. Onu ilk çıktığından Magcon zamanlarından biliyorum. Çok yetenekli ve başarılı buluyordum. Şarkılarını çok beğeniyordum, tarzı, hayatı, kişiliği, müzik sevgisi, müziğe başlayışı, ilerleyişi ve şu an bu endüstride bulunduğu konum bana müzik hayallerimde ilham verdi. Onunla hep tanışmak istedim, konserlerinde bulunmak istedim.

Şu zamana kadar toplam kaç şarkı yayınladın?

Bugüne kadar toplamda 70 küsur beste yaptım. Bunların içerisinde bugüne kadar çıkardığım tekliler, işbirlikleri, çıkış albümüm de bulunuyor ama bunların yanı sıra 16 şarkılık bir ikinci albüm hazırladım ve 11 şarkılık üçüncü albüm, geri kalanlar da işbirlikleri ve tekliler. Fakat toplamda 12 adet şarkı yayınladım. 3’ü işbirliği, 8 şarkılık çıkış albümüm ve bir teklim olmak üzere. Yakın zamanda 2 işbirliği single daha yayınlayacağız. Belki şubat gibi yeni bir işbirliği çalışmasına başlayabiliriz, yaz için de yayınlamayı düşündüğüm 2 şarkım var.

Güzel ve yetenekli genç yeteneğimize destek olmak için; Spotify,Iinstagram, Twitter ve Youtube

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.